KÜLTÜR, EDEBİYAT, DÜŞÜNCE
1. Sayıdan
Barış Ünlü İle Röportaj
AZİZ YAĞAN
"Ama kişi Türklüğün dışında düşündüğünü sanırken, Örneğin sadece bir Marksist veya sadece bir liberal olarak düşündüğünü sanırken, aslında hala Türklüğün gölgesinde düşünüyor olabilir".
Barış Ünlü İle Röportaj

Seninle tanışmanın Biko, Fanon ya da Carmichael ile tanışmaktan farksız olduğunu hissediyorum. Tarihe içini doldurarak yeni bir kavram, yeni bir perspektif getirdin. Uzun vadede patlamayacak parça tesirli bir bomba. Kürdlerin Türk olmamaya direnmesinin Türkler ve Türkleşmiş kişiler üzerinde etkili olacağını düşünüyorum. Türklük sözleşmesi kavramını çoğu kişiden duyuyorum ancak kavram yerinde kullanılmıyor. Kavramı kullanan, kullandığı kavramın gücünün, etkisinin farkında pek değil. Bilinçle tartışılması ve kullanılması için biraz zaman gerekecek gibi görünüyor, ancak Turan Dursun ya da Fikret Başkaya etkisinin nasıl çevrelendiği ve kısıtlı kaldığı da dikkate alınırsa bizlerin daha bir inatçı olması gerekiyor. Sence kavram her kesimde nasıl karşılandı ve günlük dile nasıl yansıdı? 

Hannah Arendt, “kötülüğün sıradanlığı” kavramını ortaya attıktan sonra kopan fırtınayla ilgili “bir kavram sahibi olmuştum” gibi bir şey söylüyor, yani bir anlamda ortaya attığı kavramın peşini bırakmadığını söylemek istiyor sanki. Tabii ki kendimi Arendt’le kıyaslamıyorum ama bunu okuduğumda hemen kendi durumumun aklıma geldiğini söylemeliyim. Ben de ortaya bir kavram attım fakat “bir kavram sahibi” olacağımı tam olarak öngörememiştim. “Kavram sahibi olmak”tan yarattığınız kavramı kontrol edememenizi, bir anlamda sizin kullanımınızdan çıkmasını, ama bütün bunlara rağmen “mülkiyet”i sizde olduğu için ya da kavramı dünyaya getiren siz olduğunuz için sorumluluğunuzun devam etmesini anlıyorum. 

Soruna daha somut olarak gelmem gerekirse, evet, kavramın bazı kullanışlarından  ben de rahatsızım. Tartışmalar içinde çok çabuk kullanıldığını, çok karmaşık bir durumu açıklamak için bir anda kullanıldığını, sloganlaştırılabildiğini, yargılama ve damgalama için kullanılabildiğini görüyorum. Tabii ki ben daha nüanslı, üzerine daha çok düşünülerek, hatta kitapta olduğu haliyle değil, eleştirel bir biçimde kullanılmasını isterim. Tabii ki okurun, yazarın beklentilerini karşılama gibi bir sorumluluğu yok. Okurla yazarın kitapla ilişkileri anlamında farklı zamansallıklar içinde yaşadığını da unutmamalıyız. Okur kitaba belki 4-5 gün harcar, bu bile bazen okura uzun gelebilir, sonra da çoğu zaman kitaptan aklında kalanı çeşitli biçimlerde kullanmaya başlar. Yazar ise kitaba yıllarını harcıyor ve yayınlanmasından sonraki yıllarda da onun sorumluluğuyla yaşıyor. Okurun, yazarın gösterdiği hassasiyeti göstermesini beklemenin gerçekçi olmadığını söylemeye çalışıyorum. Türklük Sözleşmesi kavramının çok kullanılmasıyla ilgili olarak da çok kullanılan bir şey doğal olarak yanlış veya eksik de kullanılabilir diyebiliriz. Çok kullanılmasının arkasında ise kavramın kullanışlı olmasının, yani insanların işine yaramasının olduğunu düşünebiliriz. Örneğin, bir uçta, bir kişi daha önce tam olarak anlayamadığı bir şeyi artık anlayabilmeye başlamış; diğer uçta da başka bir kişi, sürekli laf anlatmaya çalıştığı ama onu asla anlamak istemeyen insanlara karşı kullanabileceği bir araç bulmuş olabilir.

Yazının devamını 1. sayımızda bulabilirsiniz.

E-Dergi Satın Al Basılı Dergi Satın Al
  • Bu içeriği paylaşmak ister misiniz?
  • Facebook
  • Twitter
  • GooglePlus