KÜLTÜR, EDEBİYAT, DÜŞÜNCE
4. Sayıdan
Canan Güllü: Yasalarımız Yeterli, Zihniyet Değişikliği Gerekli
SULTAN ÖZER
Fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalanların sayısının arttığı, çok sayıda komşunun tanık olduğu vakaların olduğu ve evde çocuğunun babasından kaçtığını gözlemleyen annelerin istismar açısından da bir farkındalık yaşadığı zamanlar olarak hafızamıza kaydoldu Covid- 19 dönemi.
Canan Güllü: Yasalarımız Yeterli, Zihniyet Değişikliği Gerekli

Bu ülkede her gün birden fazla kadın şiddete uğruyor, öldürülüyor. Çocuklar istismara maruz kalıyor. Yargı ise saldırgan erkeklere “iyi hal indirimi” veriyor, onların ellerini kollarını sallayarak içimizde dolaşmalarına olanak veriyor. Pandemi sürecinde ise “Evde kal” çağrıları ile kadınlar ve çocuklar şiddet uygulayan erkekler ile aynı evi paylaşmak zorunda kaldılar. Bu süreçte kadınlar ekonomik, psikolojik, fiziksel şiddet ile daha çok karşılaştılar. Çocuklar da daha fazla tacize maruz bırakıldılar. Bu süreci ve kadınlara, çocuklara yönelik şiddeti, ne yapmak gerektiğini, bu alanda çalışmalarıyla öne çıkan bir isimle, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü ile konuştuk. Canan Güllü, mevzuatın yeterli olduğu ancak zihniyet değişikliği olmadan şiddetin önlenemeyeceği görüşünde…

Canan Hanım bu süreci çok yakından da takip ettiniz; pandemi kadın ve çocukları nasıl etkiledi?
İsterseniz ülkemizde pandemi öncesi kadınlar ve çocukların nasıl bir şiddet, taciz, tecavüz ve istismar ortamı içinde bulundukları konusuna bir pencere açalım. Çünkü o süreci anlarsak içinde bulunduğumuz koşullar nedeniyle pandemide devlet ve mağdur arasında yaşanan iletişimsizlikleri daha iyi anlarız. 2006 yılında ülkemizde 66 kadın cinayeti var dolayısıyla şiddetin fiziksel ve psikolojik etkilerini konuşurken veri olarak kayda geçen bu yıl, kadın cinayetlerinin seyri ve alınan önlemler açısından çok önemlidir. 2006 yılında başlayan bu veri paylaşımı şiddet eğiliminin arttığının da göstergesi oldu. 2002 yılında verilen AİHM’nin Opuz(1) kararı, tazminata mahkûm edilen ilk ülke Türkiye’nin bu konuda yasal mevzuat geliştirmesinin gereğini de ortaya koydu. 2011 yılında Avrupa Konseyi dönem başkanlığı sürecinde ülkemizde ve Avrupa'da şiddetsiz bir alan yaratma gayreti ile çalışmalar başladı. Avrupa Birliği uyum süreci içinde olumlu bir hareket olarak görülen süreç Türkiye’nin önderliğinde başladı ve 2012 yılında sonuca ulaşarak imzalandı ve parlamentoda onaylandı. Ancak yürürlüğe girmesi, imzalayan 10 ülkenin tamamlanmasını gerektiriyordu. O arada sahada şiddeti önlemek adına STK işbirliği ile 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesi Kanunu yapıldı. 

'Sığınak kapasitesi yetersiz'
İşte, tüm önleyici mekanizmalarla hukuki alt yapı hazırdı ancak zihinsel dönüşüm sağlanmadığı için yargı ve kolluk ayağında aksamalar ve cezasızlık ile biten yargı kararları vardı. Liyakat esasından uzak politik yaklaşımlarla işe alım süreçleri istenilen sonucu yaratamıyordu. Bu nedenle kadın cinayetleri sayısı artıyor ve katliamlara dönüşüyordu. Türkiye'deki sığınaklar 3684 kadın için hizmet verebilecek kapasitedeydi. Sığınak sürecinden sonra kadınlar için konaklama ve iş bulma süreçlerinde SYDV destekte yetersiz kalıyordu. 2020 Aralık ayında ülkemizde anıt sayaç verilerine göre 364 kadın cinayeti işlenmişti. Son 6 aydır Adalet Bakanlığı adli istatistiklerinde çocuk istismarı bilgilerine ulaşılamıyor. Ayrıca Dünya Ekonomik Forumu 2020 raporu cinsiyet eşitsizliği endeksine göre Türkiye 151 ülke arasında 130. sırada. Şimdi bu tablo ışığında sorunuza dönersek;

Pandemi yaşantılarımızı değiştirdi
Pandemi karantinaları bir anda yaşamlarımızı farklılaştırdı. Çalışan kadınlar home office düzeninde çalışmaya başladıklarında ev temizliği ve yemek de günlük işlerinin bir parçası oldu. Çocukları olan kadınlar bakım yükü gibi birçok işi de yapmaya mecbur kaldı. İçeride var olan şiddet artışı kadınları, dışarıda virüs, içeride şiddet konusunda tercih durumunda bıraktı. Bakanlıkların yetersiz olan sığınaklarına kadınlar virüs nedeniyle alınmadı. Konaklamalarının sağlanması adına oteller kiralanmadı, darp raporu için hastane bulunmadı. Çünkü tüm hastaneler Pandemi hastanesi ilan edilmişti. Aile bakanlığının alo 183 hattı ve kolluğun 155 imdat hattı cevap vermekte yetersiz kaldı. Getirilen seyahat yasakları kriterlerinde şiddete maruz kalmış kadınlarla ilgili madde yoktu. Üstelik Hâkimler Savcılar Kurulu, yayınladığı bildiri ile şiddet uygulayanın tutuklanması konusunda hapishanelere virüs götüreceği için dikkatli davranılmasını istedi. Bununla 'görmezden gelin' mesajını yargıya vermiş oldu. Tüm bunların yanı sıra TBMM infaz hakkında aldığı bir kararla içeride tutuklu bulunan taciz, tecavüz ve şiddet uygulayıcıları ve istismardan hüküm giymişleri geçici bir süre tahliye etti. Bu tahliye hakkında mağdurlara bildirim yapılmadı. Tüm bu süreçte çocukların kapalı olan okulları nedeniyle evlerinde yaşadıkları istismarı anlatma yolları kapandı ve aile içi şiddete tanıklıkları arttı.
Anne ya da babalar işten çıkarılmış ise ekonomik yoksunluk baş gösterdi, bu da şiddetin tetikleyicisi oldu. Ayrıca ölüm korkusu psikolojik sıkıntıların baş göstermesini sağladı. 

İhbarlar yüzde yüz arttı
Tüm bu süreçte acil yardım hattımızın bir önceki yıl ile karşılaştırmalı sonuçları şöyle:
0212 656 96 96 - 0549 656 96 96 numaralı acil yardım hatlarının 2019-2020 Mart ayı verilerinin karşılaştırılmasına göre;
Hattı arayan sayısında %7 artış
Cinsel İstismar - yok (Çocuklar okula gidemediği için çağrı olmamıştır)
Sığınma evi talebinde %78 artış
Hukuki destek oranında %96 düşüş
Acil vaka sayısında %30 artış
Psikolojik şiddet mağduru sayısında %93 artış
Komşu ihbarı sayısında %100 artış
Fiziksel şiddet mağduru sayısında %80 artış olmuştur.
Bu tablodan da görüldüğü üzere 81 ilden çağrı alan hattımızda özellikle fiziksel ve psikolojik şiddetin arttığını gözlemliyoruz.

Kadın ve çocuklar için evleri neden tehlikeliydi?
Tanıklıkları artıyordu. Düzen her zamankinden farklıydı. Ekonomik yoksulluk, çaresizlik, kapana kısılma hissi hepsi aynı zaman diliminde yaşanıyordu. Üstelik çocuklar kendi yaşıtlarından uzak kalmışlar ve çözümsüz problemlerin tam ortasındaydılar. Kadınların iş yükü artmıştı…

Size gelen şikâyetler en çok hangi konuda oldu?
Daha çok konaklama ve maddi destek konusunda oldu. Biz de STK olarak bize bu taleple gelen kadınlara destek olduk. Seyahat yasakları konusunda izinlerini aldık, il dışında ailelerinin yanına gitmek istediklerinde transferlerini sağladık. Otellerde konaklattık. İş bulmaya çalıştık. Maddi destek sağladık. Bazen kiralarını bazen faturalarını ödedik. Cep harçlığı verdik. Kurumlardan gıda yardımı yapılmasını sağladık ve covid testi yapmaları için gereken sağlık giderlerini ödedik.

Bu konuda bölgeler arasında farklar oldu mu? Nasıl?
Olmaz olur mu? Nereye başvuracağını bilenler bize ulaştı. Dolayısıyla doğu ve güneydoğu illerinden çok fazla çağrı almadık. Bu alınmayan çağrılar, şiddetin olmadığı anlamına gelmiyor daha ziyade bilgilendirme konusunda eksiklikler olduğunu gösteriyor. Biz genelde belediyelerin billboardları ve sosyal medya üzerinde telefonlarımızı duyuruyoruz. Bu durum, mağdurun okuma yazmasının olmasını, internet kullanmasını, sosyal medyayı takip etmesini ve cep telefonu faturasını ödeyecek maddi kaynağının olmasını ya da cep telefonunun olmasını gerektiriyor.

Başvuru hikâyelerinden birkaç somut örnek verebilir miyiz? Nasıl bir hikâyeleri var?
Karantina günlerinde iki abisi ve babası tarafından şiddet gören üniversite öğrencisinin durumunu örnek verebiliriz. Normalde üniversite ikinci sınıfta okuyan, covid tedbirleri kapsamında okulunun kapanması nedeniyle eve gelen ve evde özgürlüklerinin kısıtlanmasına karşı kendine güvenen bir birey tavrı sergilemesinin şiddet yaratması sonucu darp edilmişti. Epey bir uğraş sonucu başka ile naklini yapmış, otelde konaklatmış, bir iş bulmasını sağlamıştık. Ancak otelde konaklatırken yaşının 20 olmasına rağmen kolluğa kayıp bildirimi yapılmış, kolluk da otel listelerinden gördüğü ismi aileye bildirmiş ve otele ekip göndermişti. Kolluğun, 18 yaş üstü olmasını ve şiddetin varlığını göz ardı ederek aileye teslimi yönündeki gayreti ve ihmali, bütün emeklerimizi neredeyse yok edecekti. 

Neyse ki biz her otelle değil, kadına şiddet konusunda birlikte önleyici politikalar geliştirdiğimiz otellerde konaklatma sağladığımız için sıkıntıyı bertaraf etmiştik.

Çocuklar tacizci dedeye teslim edildi
Bir Filipinler vatandaşının geri gönderim merkezinde olduğu bildirildi ve yardım edilmesi istenildi büyükelçiliklerinden. Covid zamanı birlikte yaşadığı kişi tutuklanıyor adli suçlardan. Kendisine Aydın'da yaşayan ailesinin yanına gitmesini söylüyor. Kadın iki küçük çocuğuyla oraya gidiyor. Evde hala ve dede var. Bir süre sonra dedenin cinsel tacizleri başlıyor kendisine ve çocuklarına. Karakola gidiyor birkaç kez ama covid dönemi ve ihbar alma sıkıntısı var. Biliyorsunuz 65 yaş üstüne destekle görevlendirilmişti kolluk. Bu süreçte iki çocuğunu alarak kayıplara karışıyor kadın. Dede ve hala, televizyonun sabah kuşağında yayınlanan bir programa gelerek kayıplarını arıyorlar. O sırada ekranda yansıyan fotoğraftan kadının kaldığı apartmandaki komşular ihbar ediyor. Bu kez anında kolluk gelip çocukları alıyor ve dedeye vererek kadını geri gönderim merkezine götürüyor. 

Aslında kolluk başta ihbarını almış ve gerekli incelemeyi yapmış olsaydı başka türlü ilerleyecek olan olay, bize geldiğinde bu durumdaydı. 

Evlilik bağının olmadığı durumlarda çocukların velayetinin annede olacağını bilmeyen kolluk, medyanın ranta evrilmiş yayınlarının da katkısı ile çocukları istismar eden dedeye vermişti. Sonra İstanbul ve Aydın barolarının devreye girmesi ve bizim gayretlerimiz ile sorun çözüldü.

Bu süreçte üst düzey yönetimde bulunan birçok kadın 'bana destek olun' diye isminin açıklanmasını istemeden talepte bulundu. O güne kadar evlerinde şiddet yaşamamışlar ancak ortamın gerginliği nedeniyle uzaklaşmanın fayda getireceği inancıyla destek istemişlerdi. 

Fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalanların sayısının arttığı, çok sayıda komşunun tanık olduğu vakaların olduğu ve evde çocuğunun babasından kaçtığını gözlemleyen annelerin istismar açısından da bir farkındalık yaşadığı zamanlar olarak hafızamıza kayıt oldu Covid- 19 dönemi. 
 

DİPNOTLAR

(1) Nahide Opuz davası, kadına yönelik aile içi şiddet nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'de Türkiye'ye karşı açılmış bir davadır.

Yazının devamını 4. sayımızda bulabilirsiniz.

E-Dergi Satın Al Basılı Dergi Satın Al
  • Bu içeriği paylaşmak ister misiniz?
  • Facebook
  • Twitter
  • GooglePlus