KÜLTÜR, EDEBİYAT, DÜŞÜNCE
6. Sayıdan
Cezasızlığın Karanlığında
HÜRREM SÖNMEZ
Bize bu dünyadayken bıraktığı son fotoğrafında Dört Ayaklı Minarenin altında duruyor ve elinde “insanlığın mirasıyım, mirasına sahip çık” yazısı tutuyor Tahir Elçi. Kalbin karanlığına, adaletsiz dünyanın içimizde yarattığı kedere rağmen hatırlatmak istediği, hiç aklımızdan çıkarmamamız gereken bir şey varmış gibi...
Cezasızlığın Karanlığında

Orhan Aslan 16, Muhammed Aydemir 15 yaşında Ağrı’nın Diyadin ilçesinde fırında çalışan iki çocuktu. Bundan 6 yıl önce 12 Ağustos 2015’te gece vakti çalıştıkları fırının açılmasını beklerken, özel harekât polislerinin açtığı ateş sonucu yaşamlarını yitirdiler. Valilik tarafından olayın hemen ardından yapılan açıklamada bir çatışma olduğu ve ölen çocukların silahlı oldukları, çelik yelek giydikleri dolayısıyla “terörist” olduğu söylendi, oysa çocuklar sivildi, silahsız oldukları, silah sesleri üstüne korkuyla fırının odunluğuna saklandıkları kamera görüntüleriyle sabitti. Görgü tanıklarının hepsi “operasyonda ölü ele geçirilen” bu iki çocuğu tanıdıklarını doğruladılar, günlüğü 15 liraya çalışan, imam hatip lisesi öğrencisi iki fırıncı çırağı çocuktu ölenler. Adli tıp raporları da valiliğin aksini söylüyordu ama valilik tarafından tam 1 yıl olay hakkında soruşturma açılması engellendi, sorumlular korunup kollandı. Ailelerin avukatının başvurusu neticesi İdare Mahkemesi kararıyla soruşturma izni çıktı nihayet, ardından operasyona katılan güvenlik güçlerinin listesi istendi ama sonrası meçhul, o soruşturmanın sonucunu bilmiyoruz, üstünden 6 yıl geçti, iki yoksul sivil çocuk, çalıştıkları fırının odunluğunda devletin güvenlik güçleri tarafından öldürüldüler, sessiz sedasız çocuklarmış ikisi de öyle anlatıyor tanıyanlar, ölümlerinin ardından o sessizlik devam etti.

HESABI SORULMAZ, YASI TUTULMAZ…

Orhan ve Muhammed’in kısa sürmüş hayatlarının hikayesi ve hayatlarının sona erme şekli pek de yabancı değildi aslında bize, tıpkı ölümlerinin ardından hakim olan sessizliğin hiç yabancı olmaması gibi. Mevzubahis “vatan savunması” ise gerisi hep teferruat yani cezasızlıktır bizde. 15 yıl önce Diyarbakır’da polisin attığı gaz fişeklerinin isabet etmesi sonucu yaşamlarını yitiren 8 yaşındaki Enes ve 14 yaşındaki Mahsum gibi mesela, dosyaların kaybedildiği, adli tıpta delillerin yok edildiği dosyada yapılan yargılama sonucunda sanık polisler hakkında beraat kararı verildi. Ya da 21 Mart 2017’de Diyarbakır’da Newroz kutlamasına katılmak üzere şehre gelen 23 yaşındaki Müzik Bölümü öğrencisi Kemal Kurkut gibi; kutlamanın yapılacağı alana girerken polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi, olayı görüntüleyen gazeteci örgüt üyesi olmakla suçlandı, evi basıldı, sanık polis ise geçtiğimiz aylarda beraat etti. Bazı çocukların hayatının hiçbir değeri yoktu bu ülkede, hesabı sorulmaz, yası tutulmaz, katledenler ise devletin makbul evlatlarıydı genellikle...

Yazının devamını 6. sayımızda bulabilirsiniz.

E-Dergi Satın Al Basılı Dergi Satın Al
  • Bu içeriği paylaşmak ister misiniz?
  • Facebook
  • Twitter
  • GooglePlus