KÜLTÜR, EDEBİYAT, DÜŞÜNCE
2. Sayıdan
Cuma Çiçek İle Röportaj
AZİZ YAĞAN
“Siyaset, özellikle çatışmadan kaynaklı, hayatı bu kadar çerçevelediği için insanların siyasete olan ilgisi yüksek. Olan biteni takip ediyorlar, izliyorlar ki pozisyon alabilsinler, gündelik hayatlarını sürdürebilsinler, varsa çocuklarını koruyabilsinler, bir gelecek tahayyülü kurabilsinler... “
Cuma Çiçek İle Röportaj

Aziz Yağan: Bizdeki siyasi yapılanmalar ya da siyasi farklılıkların meydana getirdiği çatışmalar toplumda çok daha derin karşılığını buluyor. Mesela, CHP’nin ya da AKP’nin Ankara ve Edirne’deki herhangi bir teşkilatında ya da belediyesinde herhangi bir çalkantı ya da partiler arasındaki bir problem o kadar güçlü etki yaratmıyorken, bizde olduğunda bizi darmadağın edebiliyor. Böyle bakıldığında toplumsal yapının, siyasi çalkantılardan bu kadar etkilenmesi doğru mu? Doğruysa, bunun sonuçları bize nasıl yansıyor?

Cuma Çiçek: Doğrudan ya da yanlıştan ziyade bir durum bu. Bunun nedenini anlamaya dair bir çaba sarf edebiliriz. Kürt sahasında hâlâ devam eden bir atışma süreci olduğu için siyasetin farklı bir toplumsal karşılığı var. Babamı örnek olarak verebilirim. Babam 70 yaşında. Bir siyasi parti üyeliği yok. Herhangi bir siyasi partiye gidip gelmez. Herhangi bir derneğe, vakfa gitmez, sendika üyeliği yok. Ama bildiğim babam her akşam üç tane haber kanalı izler; biri Türkçe biri Kürtçe olmak üzere.Bazen Irak Kürdistan Bölgesi haberlerini de izler. Neredeyse 20 yıl boyunca babamın böyle olduğunu bilirim. Bir insan her gün bir buçuk iki saatini haberlere niye ayırır? Kürt sokağında yüksek siyasetin çok içerici ve kapsayıcı bir özelliği var. Hayatımızı çok fazla belirlediği için yüksek siyaset, daha açık bir ifadeyle devlet, partiler bağlamındada olup bitenler gündelik hayatı çok fazla belirlediği için olan biteni anlamak zorundasınız. Zaten çoğu ailenin yarası var. Siyasete dahil olmuş çocukları var. Onlar için olsa bile olan biteni takip edip izlemek zorundalar. Ama onu geçtim, insanlar gündelik hayatı kavramak, devam ettirmek ve gelecekle ilişki kurmak için bastığı zemini tanımak zorunda. Bastığı zemini tanıma zorunluluğu muhtemelen bir İstanbul ve İzmir’e göre veya ne bileyim bir Paris’e göre çok fazla. Burada ölüme kadar gidebilecek seçenekler var. Ölebilirsiniz de. Biz Diyarbakır Sur’da üç yıl boyunca kıyameti yaşadık. Bu kıyameti görebilmeniz gerekir ki ayakta kalabilesiniz, yaşayabilesiniz. Siyaset, özellikle atışmadan kaynaklı, hayatı bu kadar çerçevelediği için insanların siyasete olan ilgisi yüksek. Olan biteni takip ediyorlar, izliyorlar ki pozisyon alabilsinler, gündelik hayatlarını sürdürebilsinler, varsa çocuklarını koruyabilsinler, bir gelecek tahayyülü kurabilsinler... Dolasıyla, burada “siyaset gündelik hayatı devam ettirebilmenin bir parçası.” Yüksek siyasetten bahsediyorum, mikro siyasetten değil. Yüksek siyasetin gündelik hayatı etkileme kapasitesi çok yüksek olduğu için buna kör kalma şansınız yok. Bu bir zorunluluk hali. İyi midir? Bir yandan başka bir dünya, başka bir gelecek inşa etmek istiyorsak, gündelik hayatın bir siyaset alanı olduğunu görmek, kabul etmek ve siyaset yapmak gerekir. Ama bu derece yüksek siyasete angaje olmanın kendisi de aslında çok iyi bir durum değil. Yani akşam haber izleyeceğimize sinemada iyi bir film izleyebiliriz. Bu da bir seçenek olabilir. Film de hayatı kavrama, anlama ve müdahale etmenin bir aracı. Ama biz haber ve siyasi tartışma programlarını izleyerek müdahil oluyoruz. Bu tercihten ziyade biraz koşulların yaratmış olduğu bir durum.

Yazının devamını 2. sayımızda bulabilirsiniz.

E-Dergi Satın Al Basılı Dergi Satın Al
  • Bu içeriği paylaşmak ister misiniz?
  • Facebook
  • Twitter
  • GooglePlus