KÜLTÜR, EDEBİYAT, DÜŞÜNCE
2. Sayıdan
Eksik
TÜRKAN ELÇİ
Gitmeden önce bahçeye nar ağacı dikerken “Yakılan köyleri yeniden inşa etmek, kuruyan ağaçları yeniden sulamak gerek” dediğin için ben de mart aylarında ağaçlar diktim bahçelerinize. Akan dereden su taşıdım, suladım ağaçları, geriye avucumda kurumuş yaprakların hışırtıları kaldı...
Eksik

Bahçeye giderayak bir nar ağacı dikmiştin. Geçen kaç mevsimin ardından o ağaç da kurudu. Büyüdüğüm şehirden bunca zaman uzaktayken her telefon açışımda bahçıvana nar ağacını sordum, ilkin kurumuş diyemedi. Sonra karın amansızlığından, kışın etinliğinden söz etti, bir müddet ağzında lafı geveledi.

“Valla hocam, çok kar yağdı, bildiğin gibi değil. Dallarını naylonla sardım ağaçların. Kar durunca altındaki toprağı eşeledim. Yalancı bahardır geçer, dedim. Güneş açtı, dallarını budadım. Bizim köyden getirdiğim kuş gübresini ağaç diplerine doldurdum. Neyse ki havalar bu aralar iyi hocam. Bahçen bir güzelleşti tanıyamazsın. Çimleri biçiyorum, ağaçları buduyorum. O gün çimler dipten güçlensin diye çim gübresi de attım. Fıskıyenin borularından biri patlamıştı, tesisatçı getirip tamir ettirdim. Bu ayki aylığımla beraber verirsin. Elim bu aralar yine sıkışık. Yoksa tesisat parası da benden olsun diyecektim hocam. Biliyorsun bizim oğlandan da hayır yok. O gün mahalleden biriyle kapışmış, birbirlerine bıçak çekmişler, bizimkini bilirsin .”

“Hasan Usta ağaç kurudu mu kurumadı mı?”

“Hocam ne desem, kurudu desem belki doğru olmaz. Allahtan umut kesilmez. Benim küçük bacımın oğlu henüz on dördünde bir çocuk. Geçenlerde evden köy meydanına doğru yürüyor, evlerin bittiği yerde bir patlama, köy dağın tepesine fırlayacak gibi oluyor. Sana daha önceden bizim köyü anlatmıştım, iki dağın arasında iki ismi olan bir köy. Hepimiz ilk adıyla biliriz, ikinci adı dilimize hep yabancı. Şimdiki adı da nedir aklıma bir türlü gelmiyor. Zaten dün akşam ne yemek yediğimi de hatırlamıyorum, köyün yeni adını nerden hatırlayacağım ki! Şimdi köyde pek kimse de kalmıyor hocam. Bacımın çocuğu, benim tek yeğenim fırlayan taşların altında kalıyor. Çok şükür şehire yetiştiriyorlar, yaşıyor fakat bir gözü kayıp. Allah verdiği canı isterse alır, istemese almaz.”

“Hasan Usta çok geçmiş olsun. Nar ağacım kurudu mu?”

Yazının devamını 2. sayımızda bulabilirsiniz.

E-Dergi Satın Al Basılı Dergi Satın Al
  • Bu içeriği paylaşmak ister misiniz?
  • Facebook
  • Twitter
  • GooglePlus