KÜLTÜR, EDEBİYAT, DÜŞÜNCE
4. Sayıdan
" Hayatım ve Firarım": Münevver Andaç
SEZİN AYDEMİR
Nâzım Hikmet üzerine yazılan kitaplarda ya da anı kitaplarında hemen hiç yer almaz Münevver Andaç. Anlaşılmaz biçimde üstü kalın bir örtüyle kapatılır. Ya da erkeklerin hakimiyetindeki bir entelektüel ortamda Münevver’i yok saymak, kadın emeğinin yok sayılmasının en bilindik yolu mudur?

Münevver Andaç, Nâzım Hikmet’in Piraye’den sonraki eşidir; aynı zamanda Nâzım’ın eşleri arasında en az bilinenidir. Bu beraberlikten Nâzım’ın tek çocuğu Mehmet Hikmet dünyaya gelir. Öte yandan bu birliktelik Andaç’ın hayatını bambaşka ve oldukça zorlu bir “maceraya” sürükler. Bu döneme geçmeden önceki hayat hikâyesine kısaca bir bakalım. Münevver 12 Şubat 1917’de Sofya’da doğar. Babası, Nâzım Hikmet’in annesi ressam Celile Hanımın kardeşi Mustafa, annesi ise Gabrielle Taron isminde bir Fransızdır. Babasını küçük yaşta kaybeder, bunun üzerine annesi iki küçük kızını, Leyla ve Münevver’i alıp Paris’e yerleşir. Münevver dokuz yaşında iken annesini de kaybeder, liseyi bitirdikten sonra kardeşiyle beraber İstanbul’a döner. Nâzım Hikmet’in dayı kızı Münevver Hanımla tanışması bu yıla denk gelir. Nâzım, Piraye hanımla henüz evlenmiştir. Münevver Paris’ten henüz dönmüştür; on sekiz yaşında, batı terbiyesiyle yetişmiş genç bir kızdır. Nâzım Hikmet’le aralarındaki ilk yakınlaşma bu dönemde olur. Yazar Saime Göksu, 1996 yılında kendisiyle yaptığı görüşmede, bu dönemdeki ilişkilerinden “Nâzım’ın evli olması nedeniyle üç yıl süren ve oldukça çalkantılı” olarak söz ettiğini aktarır. Açık olarak bilinen şudur ki, Nâzım ile Münevver’in 1948 yılında Nâzım Bursa Cezaevi’ndeyken tekrar karşılaşmalarıyla aralarında aniden başlayan bir ilişki değildir, belli bir “geçmişe” dayanmaktadır. Nâzım’ın 1938’de tutuklanmasıyla aralarındaki bağ bütünüyle kopar...

Yazının devamını 4. sayımızda bulabilirsiniz.

E-Dergi Satın Al Basılı Dergi Satın Al
  • Bu içeriği paylaşmak ister misiniz?
  • Facebook
  • Twitter
  • GooglePlus