KÜLTÜR, EDEBİYAT, DÜŞÜNCE
6. Sayıdan
Tavrıyla Tahir Elçi
NECMİYE ALPAY
Elçi’nin katli bir yandan Sabahattin Ali, Abdi İpekçi, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Musa Anter, Uğur Mumcu ve Hrant Dink ile uzayan daha derin, daha geniş tarihsel siyasi cinayetler zincirine eklenirken, bir yandan da 2015 yılının barışçı kıyımlarına dahildir. Tarihe böylece geçecek.
Tavrıyla Tahir Elçi

2013 yılı Türkiye’de ne kadar beklenmedik parıltılara tanık olduysa, 2015 de o kadar beklenmedik kara noktalarla karşılaştığımız bir yıl oldu. Gerçi 2013’ün çözüm Süreci ve Gezi gibi iki büyük parıltısının arasına daha en baştan bir kara çivi çakılmamış değildi: Sürecin ilk günlerinde Paris’te üç Kürt kadın aktivistin öldürülmesi devletlerin asıl patron biziz mesajlarını eksik etmeyeceklerinin açık bir işaretiydi. 2015 yılında ise, çözüm Süreci’nin görkemli Diyarbakır Newroz’unda zirveye ulaşmasının hemen ertesi günü Cumhurbaşkanı’nın ağzından bitiş düdüğü olarak anlaşılabilecek sözler işitilmeye başlandı. Zikzaklar barış süreçlerinin doğasındandır. Ancak bu kez olumsuz sinyaller fena halde ağır basacaktı.

O uğursuz yılın bütün ayrıntılarını buraya aktaracak değilim. Gerek duyulduğunda, kolektif bir çalışmanın ürünü olan Barış Açısını Savunmak adlı kitabın Kronoloji bölümüne bakılabilir;(1) sürecin 19 Ağustos 2015’e kadar olan kısmı gün gün, madde madde orada yer alıyor. Ancak şu kadarını hatırlatmak zorundayım: 7 Haziran 2015 seçimleri yaklaşıp anketler HDP’nin oylarının arttığını, buna karşılık AKP’nin oylarında artış olmadığını gösterdikçe, iktidar partisi çözüm iradesini hızla terk etti ve adım adım savaş politikasına geri döndü. Bunun karşısında Kürt silahlı hareketinin de barışta ısrarlı olmak gibi bir politika güttüğü söylenemez: Suriye’deki Kürtlerin içinde bulunduğu insani ve siyasi koşullara Işid gibi bir faktör de eklenince öyle görünüyor ki özellikle Kobanê ile Rojava’da simgeleşen durum Kürt hareketini daha geniş bir “millî / kavmî” duyguya, dolayısıyla daha geniş bir silahlı mücadele perspektifine yöneltmiştir. Buna tarihin bir ironisi olarak bir yandan enternasyonalist ve seküler dünya solunun, diğer yandan ABD başta olmak üzere çeşitli çıkarlar peşindeki emperyallerin desteğini de eklemek gerekir. Bu çıkarlardan biri bölgenin petrolleriyle ilgili ise, bir diğeri de yeni palazlanan ve yönelimi öngörülemeyen bir altemperyal güç adayı olarak Türkiye üzerinde bir Demokles kılıcı bulundurmak olabilir...

Yazının devamını 6. sayımızda bulabilirsiniz.

E-Dergi Satın Al Basılı Dergi Satın Al
  • Bu içeriği paylaşmak ister misiniz?
  • Facebook
  • Twitter
  • GooglePlus