KÜLTÜR, EDEBİYAT, DÜŞÜNCE
6. Sayıdan
Toledo Cinayetleri: Hacı Lokman Birlik ve Tahir Elçi
ALİ DURAN TOPUZ
Cezasızlık, karmaşık bir hukuki terim fakat bunu “hukuk dışı” bir dile çevirebiliriz: Bunun anlaşılır adı, öldürme hakkı. Öldürmeyi hak gören bir failin hukuku. Nasıl bir fail bu? İki cinayette bütün hususiyetleri ortaya çıkan bir fail.
Toledo Cinayetleri: Hacı Lokman Birlik ve Tahir Elçi

Şimdinin muhalif liderlerinden Ahmet Davutoğlu başbakandı o zamanlar. Sur’un yıkıldığı, bodrumlarda insanların yakıldığı zamanlar. O yıkım günlerinde çok can gitti ve öldürülenlerin hiçbiri için ceza çıkan bir yargılama olmadı. Hepsinin ruhu şad olsun, ancak bu yazıda iki isim üzerinde duracağım. Öldürülüp zırhlı araçla sürüklenirken fotoğrafları çekilip yayılan Hacı Lokman Birlik ve Dört Ayaklı Minare’nin altında katledilen Tahir Elçi.

Hacı Lokman Birlik, devletin ve devletine bağlı sivil toplumun medyalarında "terörist" olarak anılıyor; Tahir Elçi ise devletin ve devletine bağlı sivil toplumun medyasının "Terörist diyeceksin" emrine uymadığı için hedefe konuldu, sonra da katledildi. Hacı Lokman Birlik devletin genel Kürt meselesinde hiç vazgeçmediği “güvenlik” politikasının, Tahir Elçi ise o politikalara itirazın cinayetleri. Öldürenlerin bırakın cezalandırılmasını, tespit edilmesinin bile istenmemesi güvenlikçi politikalara eşlik etmek zorunda olan cezasızlığın bir ürünü. Cezasızlık, karmaşık bir hukuki terim fakat bunu “hukuk dışı” bir dile çevirebiliriz: Bunun anlaşılır adı, öldürme hakkı. Öldürmeyi hak gören bir failin hukuku. Nasıl bir fail bu? İki cinayette bütün hususiyetleri ortaya çıkan bir fail.

Sur yıkılıp ne olacaktı? Başbakan cevabını vermişti, Toledo olacak. Yani? Kürtlere özgü olmaktan çıkacak, başka bir şeye benzetilecek, aklına Toledo gelmişti ama Floransa olur, Venedik olur, yeter ki Sur olarak kalmasın. Failin birinci özelliğini buradan çıkarabiliriz: Kürtleri Kürt olmaktan çıkarma, Kürtlere has şeyleri de Kürtlere has olmaktan çıkarma kararında bir fail bu. Sur, Sur olmaktan çıktı, işin sonunda.

Hacı Lokman Birlik, bütün yönleriyle bir “yargısız infaz” cinayetiydi. Merhum Tahir Elçi, suç duyurusunda bulunmuştu. Çok geçmeden kurşunlara hedef olacağını nereden bilecekti?

SORUN FOTOĞRAF ÇEKMEK Mİ?

O günlere dönelim, Başbakan Davutoğlu Hacı Lokman Birlik fotoğrafı hakkında konuşuyor: "O gün iki fotoğrafı görünce gerekli talimatı verdim. Sorumlusu kimse gereken işlem yapılacak dedim. Tahkikat sonuçlandı bugün de iki görevli bu videoyu çektiği için (…) yürüttüğümüz terör operasyonlarının meşruiyetine zarar verdikleri için görevinden alındı."

Başbakan ne diyordu? "İki görevli bu videoyu çektiği için" görevinden alınmıştı. Öldürdükleri için değil. Ölü bedeni sürükledikleri için değil. Ölü bedenin başında toplaşıp büyük zaferler kazanmış gibi fotoğraflar çektirdikleri için değil. Zaten suçları, "terör operasyonlarının meşruiyetine zarar" vermekten öte değildi aynı Başbakan'a göre. Aynı konuşmada, “kırsal alandaki operasyonlar sırasında öldürülmüş” cenazelerin ailelerine teslim edilmesinden bahsediyordu, “Bunu niye görmüyorsunuz” gibilerinden sinirliydi. Halbuki Hacı Lokman Birlik, "kırsal alandaki operasyonlar sırasında" öldürülmemişti. Şehrin içinde vurulmuştu. Görgü tanıkları vardı, diyorlardı ki, “Yaralıydı, alıp götürdüler.” Adli Tıp raporu vardı, diyordu ki: "28 kurşun isabet etmiş. 26'sı yakın mesafeden atılmış..."

Yazının devamını 6. sayımızda bulabilirsiniz.

E-Dergi Satın Al Basılı Dergi Satın Al
  • Bu içeriği paylaşmak ister misiniz?
  • Facebook
  • Twitter
  • GooglePlus