KÜLTÜR, EDEBİYAT, DÜŞÜNCE
4. Sayıdan
Var Olma ve Var Etme Mücadelesine Dair: Feminizm
BÜŞRA BAKAN
Modern Türkiye’de Siyasî Düşünce serisinin onuncu cildi Feminizm de bu topraklarda kadının var olma ve var etme mücadelesine eşsiz bir katkı sunan uzun soluklu, güçlü ve çok sesli bir başvuru kaynağı.
Var Olma ve Var Etme Mücadelesine Dair: Feminizm

Dönüşüm ve eyleme gücünü başka hiçbir disiplinin erişemeyeceği noktada içinde barındıran feminizm, kuşkusuz statik bir tanımlamayı reddeder. Bundan sebeple bugün tek bir feminizm değil, feminizmler; tanım değil tanımlar diyebileceğimiz bir birikime sahibiz. Dünden bugüne güçlenen feminist düşünce, feminist mücadeleyi beraberinde getirerek hayatın her alanında dikte ya da bahşedilen kavramları, anlayışları, politikaları sorgulamayı, tartışmayı ve kendi sözümüzü söylemeyi gerektirir. Kendimizi gerçekleştirmek adına verdiğimiz bu mücadele var olma ve var etme uğraşı değil midir özünde? 

Geçtiğimiz günlerde İletişim Yayınları’nca yayımlanan Modern Türkiye’de Siyasî Düşünce serisinin onuncu cildi Feminizm de bu topraklarda kadının var olma ve var etme mücadelesine eşsiz bir katkı sunan uzun soluklu, güçlü ve çok sesli bir başvuru kaynağı. Feryal Saygılıgil ve Nacide Berber’in editörlüğünde hazırlanan cilt, kadınların, onları silmeye, sindirmeye ve her daim öteki kılmaya çalışan eril politika ve dile karşı var olmaya çalışırken, diğer yandan da geçmişi gözden geçirerek, ulaşılmaz sanılanları keşfederek ve onlarla beslediği tecrübelerini aktararak geçmişte ve gelecekte kadınları var etmeye çalışmasının bir ürünü. 

Sekiz yüz sayfayı aşkın çalışma, 19. yüzyıldan bugüne bu topraklarda biriken, birlikte var olan feminist düşünceleri ortaya çıkaran metinlerden oluşuyor. Dönemsel kadın hareketleri ve feminist politikadan dergiciliğe, transfeminizmden İslâmi feminizme, Kürt kadın hareketinden Kemalist feminizme, sağlık ve kürtaj çalışmalarından aile ve şiddet tartışmalarına, iktisattan akademi ve edebiyatta feminizme kadar çeşitlenen araştırma konuları müthiş bir birikimi gözler önüne seriyor. Bu metinler, feminizmin hem diğer disiplinler ve ideolojilerle hem de kendi içerisinde verdiği mücadelelerin izini sürerken tartışmaya açık bir üslupla, okurunu kolektif bir bellek oluşturmanın olanağına inandırıyor. Kadınlar olarak eyleme geçebilmek, haklarımızı savunmak için feminist teoriye ve fikriyata sahip olmamız yadsınamaz bir koşul. Titizlikle, iki yıldan fazla sürede, seksen kadın yazarın katkılarıyla hazırlanmış Feminizm cildi bizler için geçmiş ve bugün arasında bir köprü niteliğinde. Söz ve eylemin birleştiği kitap, eril tarihyazımı içerisinde unutturulma politikasına maruz bırakılmış ve şu anda da benzer tutuma tabi tutulmak istenen farklı kadınlıkları, hareketleri ve feminizmleri araştırma, gerektiğinde eleştirme ve bireyselliği kaybetmeye zorlamadan farklılıklardan beslenen bir zenginliği yaşatma arzusunu yansıtıyor.

Feminizm gibi dinamik bir hareketi ele almanın, yazımını üstlenmenin zorluğu aşikâr; Feminizm cildini de bahsettiğim kapsamlı ve çok sesli içeriğine haksızlık etmeden, bütün temalarını birden ele alarak birkaç sayfada anlatmak bir o kadar zor. Bu yüzden, yazının bundan sonrasında kitabın temel temalarından biri olan edebiyatı seçip ona odaklanarak, kurgu ve feminist söylem etrafında gerçekleşen tartışmalara göz atmayı seçeceğim. 

Peki onca tema arasından neden kurgu? Bu sorunun cevabı edebiyatın, görmezden gelinen, bastırılan, ötekileştirilenin kendini gerçekleştirme ve özgürleşme alanı olduğu inancına dayanıyor. Feminizmin tek ve sabit bir temsili reddetmesi, edebiyatın üretken ve dinamik doğasıyla örtüşür. Edebiyat, hem kendimizi ifade ettiğimiz hem diğerini gördüğümüz bir alandır; bizlere “karşı karşıya getirilmek istenen kadınlıkların beraberlikleri”ni hatırlatır. Bu beraberliklerin bize verdiği bir güç vardır; eril dili rahatsız etmek. Dünden bugüne çeşitli şartlar, ideolojiler ve muhafazakârlıkları rahatsız ederek var olmaya çalışırken, farklı yollar denemiş – ve de deniyor – olmak bizlerin bölünmüşlüğünü değil, aksine beslendiğimiz zenginliği gösterir. Ataerkil düşüncenin kendi haklılığının ispatı için bir öncekini, hatta yanındakini susturan üstten inmeci tavrının aksine, feminist dil ve bakış, edebiyatı ve yaşamı öznellikleri ile öne çıkan karakterlerle çoğaltır. 

Feminizm kitabı da edebiyatta rahatsız ediciliğin gücünü kronolojik bir biçimde adım adım takip edebileceğimiz makalelere ev sahipliği yapıyor. Senem Timuroğlu’nun “Edebiyatta Feminist Söz: Akıldan Kalbe Yazmak (1872-1923)” makalesi, modern Osmanlı-Türk Müslüman kadın edebiyatını odağına alarak, öncü kadın yazarları içinde bulundukları hareketleri şekillendiren gazete ve dergileri de anarak bizlere tanıtıyor. Akıl ve kalp ikiliğine dair karşılaştırmalı bir okuma sunan makale, farklı kadınlıkların biraradalığının altını çiziyor: Fatma Aliye’nin akılcı kadınlıklarının yanında, Nigâr Hanım’ın aşkı merkeze koyduğu şiirlerinin ya da arzuların ve iç çatışmaların dile getirildiği hissi romanlarının varlığı, kadınların farklı deneyimleri nasıl sahiplendiğini ve bizlere aktardığını gösteriyor. “Erken Cumhuriyet Dönemi Romanında Feminist Söz” makalesinde ise Tülin Ural, kimliklerin kurulmasında edebiyatın nasıl hammadde sağladığının altını çiziyor ve “milliyetçiliğin gölgesinde” bir yandan inşa edilen, diğer yandan altı oyulan kimlikleri Halide Edip ve Suat Derviş romanlarından örneklerle şekillendiriyor. Ural, “sınırlar içinde kalmak zorunluluğu içinde olsa dahi, satır aralarında, aykırı kahramanların sesinde yine de duyu[lan]” feminist sözü işaret ediyor ve önemli olanın sınırları zorlamak olduğunu hatırlatıyor. Ural’ın vurguladığı bu nokta, belki cildin yapmak istediğini de özetler nitelikte: Kendini öncelemeyen ve tartışmaya açık bir tavırla yaklaşıldığında, özneleri ortaya çıkarmanın ve kendimizle hesaplaşmanın mümkün oluşunu göstermek.

“Nezihe Meriç’ten Tezer Özlü’ye: 1960-1980’li Yıllar Edebiyatında Kadın” makalesinde Türkçe edebiyatta kadının özel ve kamusal alan deneyimini farklı yazarların çeşitli eserler üzerinden tartışan Beyhan Uygun Aytemiz, kadının “temsil edilen nesne”den, ona biçilen imgeleri sorguladıkça “kadın yaşantısına ilişkin gerçekler”i haykıran özneye nasıl dönüştüğünü gözler önüne seriyor. Diğer iki makalede duymaya başladığımız ahlâka, bedene, evliliğe ve ideal aileye dair fısıltılar, bu incelemedeki kitaplarda seslerini git gide duyurmaya başlıyor ve “kadın sorunu”nu görülebilir kılıp tartışmaya açıyor. Aytemiz, Ağaoğlu’nun Dar Zamanlar üçlemesiyle evliliğin nasıl kadının benliğini yitirdiği bir yeri imleyebileceğinin altını çiziyor ve Tezer Özlü’nün Çocukluğun Soğuk Geceleri’ne gelindiğinde ise evin artık “kaçmak için var olan” bir yer haline geldiğini gözler önüne seriyor. Tezer’in kadının kendi olabilmesini gitmekle mümkün kıldığını düşündüğünü ve böylelikle özgürlük yolculuğunda yeni bir bilince kapı araladığını düşünen Aytemiz’in metnini takip eden “1990 Sonrası Türkçe Edebiyatta Kadın İmgeleri: ‘Özgür Kızlar’, Deli ve Yazar Kadınlar” makalesi, kadınlıkların birbirine eklemli doğasını bir kez daha hatırlatır nitelikte. Bu çalışmada Sibel Kır ve Hülya Bulut, Aytemiz’in aralandığını söylediği kapıyı ardına kadar açan isimlere yer vererek bedenen ve zihnen özgürleşen kadınların terk ettiklerinin sadece ev ile sınırlı kalmadığını gösteriyor. Makale, edebi bir strateji olarak deliliği tercih eden yazarların yeni bir dil ve edebiyatı var etme uğraşına odaklanıyor. 

Kurgu ve kadın odaklı bu makalelerin tartışılacak onlarca şeye imkân verdiği söylenebilir. Benim için en önemlisi ise, bu çalışmaların var olan/eden yazarları ve karakterleri tanıtarak okuruna dinamikleri inceleyen, tarihsel süreçteki dalgalanmaların farkında olan, kaynağına ulaşmaya çalışan ama bu sırada ileriyi de ihmal etmeyen, dahil ediciliği statik düşünceye yeğleyen, karşılaştırmalı ve eleştirel bir tutumla çoğalmayı amaçlayan kadın gücünü hatırlatması… Hem bireysel hem kolektif bellek inşasında önemli bir yapıtaşı olacağına inandığım Feminizm cildi, kendimiz kalarak var olabilmek ve mücadeleye devam etmek adına eşsiz bir kazanım.   
 

Yazının devamını 4. sayımızda bulabilirsiniz.

E-Dergi Satın Al Basılı Dergi Satın Al
  • Bu içeriği paylaşmak ister misiniz?
  • Facebook
  • Twitter
  • GooglePlus